Dağıstan şairi Resul Hamzatov

Dağıstan şairi Resul Hamzatov

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra,Türkiye ve Sovyetler Birliği arasında yeniden kültürel ve ekonomik ilişkiler başlayacaktı. Ünlü Sovyet yazarı Konstantin Simonov; Mustaykarim (Mustafa Kerim) Radi Fish 1965 yılında Türkiye’nin resmi konuğu olarak İstanbul’a geldiler. Ardından SSCB Başbakanı Kosigin geldi (1965). İki yıl aradan sonra Sovyet Yazarlar Birliği tarafından Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Melih Cevdet Anday, Nevzat Üstün, Moskova’ya davet edildiler (1967). Aynı günlerde Sovyet Kültür Bakanlığı tarafından, sahne sanatlarını incelemek ve araştırma yapmak için konuk olarak çağrıldım.

***
Yazarlarımızdan farklı olarak, İstanbul’dan Bulgaristan ve Romanya üzerinden Moskova’ya gittim. Önce Moskova’da tiyatroları, Bolşoy Opera ve Balesi’nin gösterimlerini izliyordum. Bir yandan da sanat kurumlarında araştırmalar yapıyordum. Bütün günüm ünlülerle, sanat kurumlarının yöneticileriyle görüşmekle geçiyor, akşamları sahne sanatlarını bıkmadan usanmadan izliyordum. Zaman buldukça Moskova’daki Türkolog arkadaşlarla birlikte Yazarlar Birliği’nde buluşuyorduk. Bu buluşmalarımdan birinde Resul Hamzatov ile görüştüm. Tevfik Meliko, Vera Feonova ve Lev Starostov Nikolayeviç ile konuşuyorduk, Ekber Babayev yanımıza geldi, Resul Hamzatov ile tanıştırıldım. Babacan tavırlı, sıcak kanlı, sevecen davranışlarıyla, aramızda içtenlikli bir söyleşi başladı. Sanki yıllardır birbirimizi tanıyorduk. Hamzatov konuşurken, şiirli sözcükler hiç dilinden düşmüyordu. Bir süre sonra, “lirik şairler ülkesine, Nâzım Hikmet’in ülkesine gitmek istedim, Türk hükümeti vize vermedi.” Birden yüzünün rengi değişti, Kafkas kartalı gibi bakan sözcüklerinde dev şiirler barındıran Hamzatov’un kırılganlığı yansıdı geçti. Çok sevilen ünlü bir şair olan Hamzatov, hem Dağıstan milletvekili idi, hem de Sovyet Yüksek Prezidyum üyesiydi. Masada birlikte oturduğumuz dostlarımın hepsi Türkologdu. Karşı masada Yevgeni Yevtuşenko oturuyordu. Yalnızdı, kitap okuyordu. Ünlü şairler ve yazarlarla burada çok sık karşılaşıyordum. Konuşmalarımızı geniş bir çerçevede sürdürürken, bize doğru güzel bir kadının geldiğini gördüm. Gelen kadın, şair Silva Kaputikyan’dı, yanımıza buyur edildi. Üzgündü, gözleri buğuluydu. Görüntüsünden dramatik bir tartışma yaşadığı anlaşılıyordu. Şairimiz Resul, boş durur mu, şiirini yapıştırdı. “Silva dedi, gözyaşlarından yüzünü göremiyorum. Bu ne hal? Yine de gözyaşların senin güzelliğini örtemiyor ama ben senin yüzünü göremiyorum.” Konu şiir ve edebiyattı ama Silva’nın bütün bunlardan uzak durma isteği anlaşılıyordu. Benim aklımsa şairimizin, vizesine takılmıştı. İçim içimi yiyordu. Türkiye ve sorumlular hep Doğu ve Batı ayırımı mı yapacaklardı? Türkiye vizesi dar kapıyı gösteriyordu. Hemen notumu aldım, ülkeme dönünce, Resul Hamzatov ve eşi Fatima Hamzatov’un vizesi ile ilgilenecektim. Batı’nın uydurması olan Demir Perde’yi ben Sovyetler Birliği’nde hiç görmedim. Sırasıyla Sosyalist Blok’taki bütün ülkeleri birer birer dolaşacaktım. Bu konuda kararlıydım. Dolaştım da.

Ertesi gün aynı yerde, Balkar Cumhuriyeti’nde 2. Dünya Savaşı’nda pilot olarak savaşmış Kaysin Kuliev ile buluşacağımı Nona Faraç bana söylemişti. Faraç, Uluslararası Dostlukevi’nin genel sekreteriydi. Bütün programımı o düzenliyor ve tek tek programımı yerine getiriyordu. Moskova’nın dışına da onunla gidecektim. Saat 18’de Nona Faraç geldi, Bolşoy Tiyatrosu’nda Sevgili şairimiz Nâzım Hikmet’in “Ferhat ile Şirin” balesini izlemeye gidecektim. Afişlerde aşk masalı diye adlandırılmıştı. Arif Melikov’un olağanüstü güzel müziği ile Yuri Grigoroviç’in (Bolşoy Balesi başkoreografı) düşten güzel koreografisiyle doyumsuz bir gece geçirecektim. 

Türkiye’ye döner dönmez Bülen Ecevit’i aradım. Resul Hamzatov’un vize sorununu ayrıntılı bir biçimde anlattım ve çözmesini rica ettim. Söz verdi ve sözünü tuttu. Resul Hamzatov ve eşinin vizeleri çıktı, böylelikle 1968’in baharında İstanbul’a geldiler.

Resul Hamzatov’un (d. 1923-ö. 2003) ünlü şiirleri çoktu. Anatoli Kanşaubiy Miziev’in dilimize çevirdiği, savaşı anlatan “Turnalar” adlı şiiri en sevilen halk şarkılarından biri oldu. Şarkıyı İosif Kobzon ve Müslüm Magomayef’ten yüreğim burkularak dinledim. İkinci Dünya Savaşı’nı bütün boyutlarıyla anlatan şarkılardan biriydi. Bu yıl Ekim ayında, Hamzatov doğumunun 90. yıldönümünde anılacak, ben de buradan saygı ve sevgi ile anıyorum. Işıklar içinde yatsın.

Hayati Asılyazıcı
hayatiasilyazici@yahoo.com
Alıntı: Aydınlık Gazetesi
Son Güncelleme: Pazartesi, 26 Ağustos 2013 21:55

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir