> Özgeçmiş

> Müzikler

 

 

 

  

  

  

  

  

 

SAVAŞ ÇEKİRGE

 

(1944 - 1998)

Savaş Çekirge, Türkiye’de gitarın bir klasik müzik çalgısı olarak yayılmasında, yerleşmesinde çok önemli rol oynayan birkaç kişiden biridir. Sanat yaşamına bir amatör müzikçi olarak başlamasına karşın bu zor çalgıda, ender rastlanır bir ustalık, deneyim ve bilgi birikimine ulaşmış, sonra da bu birikimi, hem gitar repertuarını geliştirme, hem de gitara ilgi duyan gençleri eğitme, yüreklendirme, yetiştirme yönünde özveriyle kullanmıştır.

1944 yılında Kayseri’de doğan Savaş Çekirge, klasik gitara Ankara’da lise yıllarında gönül verdi. O dönemde ülkemiz konservatuarlarında henüz gitar eğitimi yapılmıyordu.; bu nedenle müziği ve gitar çalmayı özel dersler alarak öğrendi. Ona müziğin kapılarını açan ve klasik gitar eğitimi veren kişi, Türkiye’ye modern gitar tekniklerini ve “Tarrega Okulu” yöntemlerini getiren Andrea Paleologo’nun ilk öğrencilerinden Mahzar Reşit Ertüzün’dü. Oyıllarda gençlik arkadaşı Harun Batırbaygil de İstanbul’da Paleologo’dan gitar dersi alıyordu; bu sanatsal dostluk, iki genci yüreklendirdi., çalışmalarını coşkuyla sürdürme ve ilk birikimlerini paylaşma fırsatı verdi. Üniversite eğitimi için 60’lı yılların başında İstanbul’a gelen Çekirge, 1964’te İstanbul’dan Atina’ya göçecek olan Paleologo’yla tanışma ve çok kısa süre de olsa , çalışma olanağını buldu. Aynı yıllarda İstanbul’da , Paleologo’nun başka öğrencileriyle, Mutlu Torun, Misak Toros, Samih Rifat’la tanıştı; yaşam boyu gitar sevgisini paylaşacağı dostluklar kurdu. Yine üniversite yıllarında tanıştığı Nevin Çekirge’yle evlendi; bir süre sonra da tek kızları Zeynep dünyaya geldi.

Gerek üniversite döneminde, gerekse 70’li yıllarda sürdürdüğü mühendislik meslek yaşamı sırasında gitar çalışmalarını yoğun biçimde sürdüren Çekirge, 80’li yıllardan sonra özellikle gitar eğitimi alanında etkinlik gösterdi; müzik eğitimi veren kurumlarda görev aldı, özel dersler verdi; İ.T.Ü. Kültür ve Sanat Birliği ve İ.T.Ü. Vakfı’nın klasik gitar kurslarını başlattı. Yaygın dostluk ilişkileri ve etkileyici kişiliğiyle çevresindeki herkese klasik gitar sevgisini aşılayan Savaş Çekirge, aralarında Ahmet Kanneci, Emrah Sabuncuoğlu gibi uluslar arası düzeyde isim yapmış müzikçilerin de bulunduğu çok sayıda gitarcının yetişmesine katkıda bulundu. Ankara’da çalıştığı yıllarda tanıştığı Ahmet Kanneci’yle dostluğu, ikisinin de yaşamlarını etkiledi, çalışmalarına yön verdi.

Sanat yaşamı boyunca ulusal bir gitar repertuarı oluşmasına büyük çaba harcayan Savaş Çekirge, çok sayıda yapıtı gitara uyarladı; klasik gitar repertuarının çeşitli yapıtları üstünde eleştirel uyarlama ve parmaklama çalışmaları yaptı ve bu çalışmalarının sonuçlarını, her zaman cömertçe dostlarıyla, öğrencileriyle paylaştı; uyarlama ve düzenlemelerini öğrencileri, konserlerde, resitallerde seslendirdiler.; İlhan Baran’ın klavsen için yazdığı On Çocuk Parçası’ndan yaptığı uyarlama, Fransa’da CD’ye kaydedildi. Bu birikimin sonucunda bir nota yayınevinin de ilk adımlarını atan ve bu yayınevine, dostu Jorge Cardosa’nun Los Mitai adlı yapıtının ilk uluslar arası basımını yaptı. Bu nitelikli yayının ardından, erken ölümü nedeniyle sonuçlandıramadığı yeni nota basım çalışmalarına girişti.

Bu çalışmaların yanı sıra çeşitli ulusal ve uluslar arası gitar etkinliklerine de katılan Savaş Çekirge, 1984 yılında, Türkiye’de düzenlenen ilk Klasik gitar yarışması olan 1. İstanbul Gitar Yarışması’nın gerçekleştirilmesine öncülük etti; bu yarışmada seçici kurul üyesi olarak da görev aldı. Daha sonra Polonya Hükümetinin davetlisi olarak 1994 yılı Uluslararası Krakov Klasik Gitar Yarışması’nda jüri üyeliği görevini üstlendi; 1996’da Arjantin Kültür Bakanlığı’nın çağrılısı olarak Buenos Aires’te Festival Guitarras del Mundo’96 (Dünya Gitarları Festivali 96) etkinliklerine katıldı.; dünyanın dört bir yanından gitarcılarla dostluklar kurdu. Yine 1996’da Venezualla Büyükelçiliği desteğinde Ankara’da Sevda – Cenap And Müzik Vakfı’nca düzenlenen Antonia Lauro Klasik Gitar Yarışması’na, Alirio Diaz, Colin Cooper gibi ünlülerle birlikte jürü üyesi seçildi. Ölümünden sonra, 1998 Ekim’inde bu yarışma bu kez, “Savaş Çekirge Anısına” düzenlendi. (**)

Bunca çalışma, ürün ve etkinliği kısa bir yaşama sığdıran ve 1998 yılının 7 Nisan’ında, genç yaşta, en verimli döneminde aramızdan ayrılan Savaş Çekirge’nin anısını, gitarın ulusal sınırları da aşan dünyasında ve onu sevenlerin yüreklerinde her zaman yaşayacaktır.

(*) Savaş Çekirge’nin özgeçmişi; Gitarist Savaş Çekirge’yi Anma Konseri, 7 Mayıs 1999, Cuma İTÜ Mimarlık Fakültesi Salonu Taşkışla Taksim/İstanbul, için hazırlanan kitaptan alınmıştır.

(**) SEVDA – CENAP AND MÜZİK VAKFI, MÜZİK DOSYASI MÜZİK DÜNYASINDAN :MD 01 – 02 – 03 – 04, 3a Bölümünde Şavaş Çekirge bilgilerine ulaşılabilir.

 

Anılarımda
Savaş Çekirge

 

Tanışma

İlk tanışmamız telefonda oldu. Yıl 1995, ben İstanbul’da MSM Sanat merkezinde yöneticilik ve vakıf üyeliği yaptığım sıralar. Görevim gereği 7 – 14 yaş gruba çocuklara yaz okulu çalışmaları yapmayı planladık. Müzik, klasik gitar, tiyatro. Bir yıl önce bu yaz okulu çalışmasından istenilen sonuç alınamadığı için büyük bir heyecanla çalışıyorum. Tüm yöneticilik bilgimi becerimi ortaya koyuyorum. Bunun sonucunda birinci dönem kurs kayıtlarım; geçen yılın toplam kayıtlarını geçiyor ve geleni ikinci, üçüncü döneme alıyoruz. Toplantı üstüne toplantı yapıyorum, planlar, derslerin içeriği, çocukların okula servisle geliş – gidişleri, sağlık, güvenlik bir çok konuda kararlar alıyor, uyguluyorum.

Yine böyle yoğun bir tempoda çalışırken; sekreterim bana Klasik Gitar Bölümü Başkanı Savaş Çekirge’nin benimle görüşmek istediğini bildiriyor. Hemen bağlamasını söylüyorum…

Konuşuyoruz… Hiç de aynı dili konuşmuyoruz… Öylesine farklı bir mantığı var ki ben anlamakta zorlanıyorum… Öyle değimlidir: Ustaların, mesleğinde ve işinde çok yükseklerde olanların; kendine özgü, formüle edilmiş bir konuşma dilleri de yok mudur? “Sizinle anlaşamayacağız!” diyor. Özür diliyorum ve ne yapmamı istediğini soruyorum. “….siz orada mısınız? “ diyor. Evet yanıtını alınca da; “ beş dakika sonra oradayım, geliyorum…” diyor. Seviniyorum sorunun çözüleceğine ama, bir yandan da korkuyorum…

Gerçekten, beş dakika sonra arabasını park ederken görüyorum. Bu kez karşılıklı konuşuyoruz ama ben dinliyor ve not alıyorum. Bana önce öğrencilerin neyi yapıp yapamayacağını, çocukların iç dünyalarını ve biraz da klasik gitarı anlatıyor. Anlıyorum. Benim yapmak istediğim her şeyi o planlı, programlı ve örnekleriyle bana sunuyor. Aldığım tüm diğer kararları ona sunuyor ve onayını alıyorum. O yaz onun önümü aydınlatmasıyla harika bir yaz okulu çalışması yapıyoruz. Çocuklar, ellerinde yeni aldıkları gitarlarla kursa başlıyorlar ve bir ayın sonunda bizlere güzel konserler veriyorlar… Çok mutlu oluyorum. O öğrencilerden zaman içinde izleye bildiğim kadarıyla; İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesini kazanıp, klasik gitar da yüksek öğrenip yapıp, Avrupa’ya gidenler var.

Savaş Çekirge, ile tanışmam böyle oldu ve ondan aldıklarımla; şimdi gitar çalanlara, sırtında gitar taşıyan gençler daha bir sevgi ve saygıyla bakıyorum… Bu konuda benden yardım isteyenlere sürgit yardımcı oluyor ve onların zorlukları yenmelerinde elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalışıyorum. Çünkü klasik gitar; çok güzel bir çalgı ve o denlide yaman, zor ve öğrenilmesi zaman isteyen, sabır isteyen bir çalgı. Buradan günümüz tüm gitarcılarına kolaylıklar diliyorum Ben şanslıydım; “klasik gitara adanmış bir yaşamın” insanı; Savaş Çekirge’yi buldum.

Yaz okulun tüm programlarını yapmıştım. Ancak bir isteğim vardı ki onu nasıl yapacağımı bilemiyordum. Dünyaca tanınan usta Kemancımız Hakan Şensoy’ un da bu yaz programında derslere girmesini sağlamak… Sonunda karar verdim ve konuyu Savaş Çekirge’ye açtım. “…Hakan Şensoy’un yaz okulu programında olmasını çok istiyorum. Ne yapmalıyım?” dedim. …” Çok iyi olur. İkna edebilirseniz çok yararı olur, konuşun.” Dedi. Hakan Şensoy, okulumuzun örgün eğitim yapan yüksek bölümünde solfej derslerine giriyordu. Öğrenim yılı bittiği için tatildeydiler. Açıkçası; yaz okulunda solfej dersi verdirmek değildi amacım. 7 -14 yaş gruba çocuklarının; bu eşsiz insanı tanımaları, bir aylık bir süre de olsa onunla birlikte olmalarını sağlamaktı. Bir iş için okula uğramıştı ve haftanın belli günleri Yüksek Okul bölümümüzün öğrencileriyle derslere devam ediyordu. Gelir, derse girer ve sesizce giderdi. O gün konuşmak istediğimi söyledim ve konuyu açtım. Çok doğal karşıladı, hafta içi çok dolu olduğunu söyledi. Israr ettim. Kendi programını inceledi: Perşembe günleri zaman ayırabileceğini ve saatlerini söyledi. Tamam dedim. “Peki ne dersi vereceğim ?” dedi. Ben siz ne isterseniz, onu, dedim. Durdu. “Solfej veririm …” dedi. Solfej öğretmenimizin olduğunu, buna zaten gerek olmadığını söyledim. “…peki ne yapacağım?” dedi. Siz ne isterseniz. İster müzik tarihini anlatın, ister çocuk ve müzik olsun konu, isterseniz yaşam. Siz ne isterseniz. Derslere girmesini ne kadar çok istediğimi anladı. Hoşuna gitti… “olabilir. Öyleyse bir program yapalım.” Dedi. Program yok, siz dersi nasıl isterseniz öyle yapın, dedim. Dersin adı; Hakan Şensoy, oldu.

Sonucu hemen Savaş Çekirge’ye ilettim. Çok sevindi. Ben mutlu oldum, çocuklar mutlu oldu.

O yaz harika bir yaz oldu, çocuklar için, benim için… Teşekkürler Savaş Çekirge.

 

Çocuk ve klasik gitar

Okul kantinin salonundan kahkaha sesleri yükseliyordu. Alışılmış bir durum değildi… Koştum. Savaş çekirge kahkahalar atıyor bir yandan da söyleniyordu. Savaş bey bir şey mi oldu? Dedim. “… aşağıda iki minik kızımız var; bilseniz beni nasıl şaşırtıyorlar!...” İkisi de yedi yaşında, ilkokul ikinci sınıfa yeni geçmiş, okumayı yeni öğrenmiş çocuklardı. Ara sıra onları odama çağırır onlara yaz sıcağında meyve suyu ısmarlar, neler öğrendiklerini sorardım. Bir gün bana derste öğrendikleri gitar tutuşunu gösterdiler ki hayretler içinde kaldım!... Gösterdikleri tutuşta; sanki ellerinde gitar var gibiydi… Başarılı ve özel öğrenci oldukları anlaşıldı ve ailelerine iletildi.

İstanbul Maltepe’den iki genç ısrarla benimle görüşmek istiyorlardı. Konuyu tam anlatmıyorlar ve “on yaşında bir kız çocuğu var kesinlikle bu çocuğu görmelisiniz!... Beş yıldır klasik gitar çalıyor…” İlginçti. On yaşında, beş yıldır gitar çalmak!?. Bu süre bir yüksek okul öğrencisinin yaşamında bile az bir zaman sayılmazdı. Gün belirledik; çocuğu, ailesiyle birlikte getirebileceklerini söyledim.

Geldiler. Annesi yanındaydı. Anneden daha çok biraz anneanneye benziyordu ama “..annesiyim.” diyordu. Sarışın saçları özenle taranmış çok sevimli bir kız çocuğuydu… Nasıl gitara başlattıklarını, öğretmeninin kimler olduğunu öğrenmeye çalıştım. Biz konuşurken çocuğun bu konuşmaları duymaması için özen gösterdim… Anladığım kadarıyla anne; üstün bir yeteneğe sahip olduğunu özenle hissettiriyor, bu konuda otoriter ve çocuğu ve kendisinin tüm yaşantısını gitar eğitimine göre belirlediklerini yineleyip duruyordu. Bu çocuğu, Savaş Çekirge’nin mutlaka görmesi gerektiğine karar verdim. Konu beni aşıyordu.

Gitar bölümü asistanlarına konuyu anlatıp, Savaş bey’in bu çocuğu bir dinlemesini rica ettiğimi, iletmelerini söyledim. Yanıt geldi ve “…dersten sonra gelebilirler.” Dedi. Çağrıldık, önce anne bizim önümüze düştü. Hayır dedim. Siz, bizi burada bekleyin! Koltuğunun altında kalın bir nota defteri ile ben ve çocuk Savaş beyin yanına gittik. Çocuğu çok sevecen karşıladı, ona övgü dolu sözler söyledi ve rahatlattı… Durumu kısaca özetledim. On yaşında, beş yıldır klasik gitar çalıyor…

Savaş bey, öğrencilerinden bir gitar istedi. Akort etti ve “ Haydi, bakalım bize ne çalmak istersin?” dedi. O, kalın defter içinden sayfaları hızla çevirerek bir sayfada durdu. Asistanlar defterin düzgün durmasını sağladılar ve çocuk hızla parçayı bir solukta çaldı. Bir şey anlamadım!*. Neydi bu? Savaş bey çocuğun önünde duran defteri usulcacık aldı sayfalara baktı ve “.. bunu bize çalabilir misin? Dedi. “ ..ama bu kez biraz yavaş çal!” uyarısında bulundu. Bu ikinci parçayı da bir solukta ama, biraz uyarıldığı gibi çaldı. Savaş beyin ne söyleyeceğini biraz şaşkınlıkla bekliyordum. Çocuğu yeniden sevdi ve ona “…haydi sen şimdi yukarı çık, orada senin yaşında arkadaşlar var; onlarla oyna… dedi. Tüm cesaretimi toplayı, bu nedir? Savaş Bey diye sordum. “Ne olacak, bunlar çocuk! Bugün gitar çalar, yarın kemana başlar, daha sonra resim yapmaya…” Yetenek, falan dedim. Israrla bana “ Çocuk! Çocuk!” diyordu. Öyleyse ne farkı var diğer çocuklardan? “.. diğerlerinin bir günde çalışarak yaptığını, geldiği düzey olarak daha kısa sürede yapabilir.” Ailesine ne demeliyim, diye sordum. “Şunu söyleyin: Çocuk bu işi yapmaktan mutluysa, gitar çalmaya devam etsin. Mutlu değilse gitar çalmasın.” Kafam karışmış olarak annenin yanına döndüm. Çıkan sonuç beni pek mutlu etmedi… Çözüm arıyordum. Asistanlardan; Solfej Öğretmenimiz Esra hanımı bulmalarını ve görüşmek istediğimi söyledim. Esra öğretmen geldi. Anne ve çocukla Esra öğretmeni tanıştırdım. Durumu anlattım. Kendisinden bu çocuğun: SEKURİTİM (ses, kulak, ritim ve ezgisel belleğini) saptamasını istedim. Yemek yiyormuş. İzin istedi . Olur dedim. Yanına şan bölümü son sınıf öğrenci asistanları da alması konusunda uyardım. Esra öğretmen yemekten sonra geldi, çocuğun elinden tutup; güle oynaya gitti…

Neredeyse yarım ders saati geçti, gelen yok. Ben anneyle konuşmaya devam ediyor, elimden geldiğince ikramda bulunmaya çalışıyorum… Esra öğretmen kapıdan yıldırım gibi girdi ve değerlendirme kağıdını masaya bırakıp, aynı hızla çıktı. Çıkmadı kaçtı sanki… Ölçülen değerler, o güne değin gördüğüm en düşük değerlerdi… Başımdan kaynar sular dökülüyordu… Öyle elimi masaya vurmuşum ki; kağıt havaya kalktı ve uçtu gitti… Annenin başı öne eğik, çıt yok. O iki gencin neden ısrarla bu çocuğu görmemi istediklerini şimdi anlıyordum…

Biraz resmi bir dille anneye: Hanımefendi! Bu çocuğu ağustos ayı kurs döneminde görmek istiyorum. Siz getirmezseniz, ben gelirim!...

Daha sonra Esra öğretmenden sekuritim sonuçlarını neden böyle çıktığını sordum. Çocuğun bu konuda başarılı olamadığını ve çocuğun kendi anlatımıyla “.. bir kez daha bana bunları sordular ben başaramadım…Amcalar anneme kızdılar…” demiş.

Ağustos ayında bu on yaşında ve beş yıldır gitar çalan kızımızı kursa başlattık. Önce tiyatro bölümü derslerine girmesini ve konsantrasyon ve diğer konularla rahatlamasını sağladım. Bu konuda çalışma yapan öğretmenimize gerekli bilgileri verdim. Çok yararlı oldu.. Onu diğer çocuklarla birlikte ders aralarındaki dinlencelerde koşarken, oynarken görmek, beni çok sevindiriyordu. Kurs sonu konserlerde küçük grup öğrenciler içinde ilk önce o sahneye çıktı. Çok rahattı ve güzel çaldı... Annesi heyecan ve mutlulukla izliyordu…

Ne zaman bu anımı anlatsam, bir nedenle anımsasam; Savaş Çekirge’nin o sözleri beni kendime getirir. “…Çocuk bu işi yapmaktan mutluysa; gitar çalsın! Mutlu delilse çalmasın!.. Bunlar çocuk! Bu gün gitar çalar, yarın keman çalmak ister, daha sonra da resim yapmak!..”

Bırakalım çocuklarımızı; istedikleri şeyi yapsınlar… Ne istiyorsalar onu yapsınlar!.. Yeter ki çocuklarımız mutlu olsunlar!..

 

Büyük el, küçük nehir

Savaş Çekirge’nin evinde; ben ve iki öğrencisi birlikteydik. Öğrencileri sürekli sorular soruyor, yanıtlar alıyorlardı. Savaş Çekirge, uzun bir yer masasında duran yabancı dergiyi aldı ve oradan bir sayfa açtı. Derginin iki sayfasını kaplayan bir insan eli fotoğrafı vardı. “Andres SEGOVA’nın eli…” dedi ve ekledi. “ bire bir basılmış…” Öğrencileri ve ben bir ele, bir Savaş Çekirge’ye bakıyorduk… “ Koyun elinizi Segovia’nın elini üstüne, bakalım ne göreceksiniz!?.” Önce öğrencisi Murat Opus, sonra Sezer ve en sonda ben elimi koydum. Hayretler içinde kaldık!?. Bizim ellerimiz sanki birer çocuk eli gibiydi… Bu anımı anımsadıkça şaşkınlığımı gideremem… Kağıtta da olsa Savaş Çekirge, bize O dünyaca ünlü ve klasik gitarın en büyük ustasının eline değmemizi sağlamıştı. Segovia, öylesine büyük bir gitarcıydı ki Barselona Olimpiyatlarının açılış onurunu; İspanyollar, Segovia ve gitarına bıraktılar. Açılışı; tüm dünyaya; gitarıyla yaptı…

Yine aynı gün, beklediğim an geldi: Savaş Çekirge, gitarını aldı ve bir Bolivya halk ezgisi çalacağını söyledi. Nefesimi tutmuştum. Parça küçük bir nehri anlatıyordu… Doğuşunu, dağları ve vadileri kıvrılarak akışını… O güne değin böyle gitar çalındığını ne gördüm ne de böyle bir parça dinledim… Çok güzeldi… Bu benim, Savaş Çekirge’yi i gitarıyla ilk ve son kez görüşüm oldu…

 

Birinci yıl ve sonrası

Savaş Çekirge’nin beklenmeyen bu ölümü; ailesi, dostları, öğrencileri ve sanat çevresinde büyük üzüntü yarattı. Yakından tanık olduğum kadarıyla öğrencileri ne yapacaklarını bilemez durumdaydılar. İşte bu ortam içinde; “Savaş Çekirge için, GÖKYÜZÜ GİTARCISI’ nı yazdım. Ailesi ve arkadaşı Ahmet Kanneci bu şiirimi; Sevda Cenap And Vakfı yayınlarından olan, dünyanın tüm önemli sanatçılarının bir arada olduğu yayında özgeçmişinin sonunda yayınlanmasını sağladılar. Öğrencileri de bu şiire sahip çıktılar ve gerekli mesajı aldılar.

7 Mayıs 1999 Cuma saat 19.00 da İTÜ Mimarlık Fakültesi Salonunda ölümünün birinci yılında anma günü düzenlendi. Yediden yetmişe tüm öğrenci ve dostları onun için çaldılar. Programa ben de GÖKYÜZÜ GİTARCISI şiirim ile katıldım.

Başta eşi Nevin Çekirge olmak üzere sanatçı dostları, arkadaşları ve İstanbul Teknik Üniversitesi ilgili kurumları: İTÜ Maden Fakültesi SAVAŞ ÇEKİRGE KLASİK GİTAR EĞİTİM VE ARAŞTIRMA Merkezini kurdular. Bu kuruluş; 5 Ekim 2004, saat 16.00 da Ahmet Kanneci’nin verdiği gitar konseriyle açıldı. Yine aynı Merkez Yayın organı GİTAR dergisini İngilizce ve Türkçe yayınladı. Derginin bu birinci sayısı; Savaş Çekirge anısınaydı.

Şimdi bu merkezde sayısız konserler verilmekte ve dünyaca usta klasik gitarcılar; sanat severlerle buluşmakta. Ayrıca bu merkezin klasik gitar kursları da öğrencilerin, öğrenim yaparken kazandıkları güzel bir çaba olarak yaşamlarını ve geleceklerini süslemekte.

Savaş Çekirge’yi saygıyla anıyorum. Başta ailesi, sanatçı dostları, öğrencileri ve İİSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ yönetimine sonsuz teşekkür ediyorum. Sanatçımızı unutmadılar, unutturmadılar; eserlerine ve geride bıraktıklarına sahip çıktılar….

 

Yaşarken tanıdığım bu eşiz insan; Savaş Çekirge için benim son sözlerim:

 

GÖKYÜZÜ GİTARCISI

Savaş Çekirge için

Öldüm ya şimdi;
Sizden biraz uzaktayım,
Dokunamasam da ellerinize;
Gitarımla yanınızdayım...

Nasıldı YAŞAMAK?
Germek yedinci teli zamanın sapına
Bir “la” almak geçmişten ödünç,
Dokunmak içimize gelecekten,
Sevmek utanmadan, korkusuz,
Yürümek sonsuzun üstüne çırılçıplak...
Yaşamak... YAŞAMAK!..

Öldüm ya şimdi; Yeryüzü anlamında,
Ölen Gitarcıdır, yaşayan GİTAR!..
Susmak neyi çözer Nisan parlaklığında?..
Haydi! Durmak yok! haydi!
Şimdi çalma zamanıdır,
Yedinci teli germe anıdır
Haydi çocuklar!..
Şimdi sonsuzla sevişme zamanıdır...

 

15 Nisan 1998
Tevfik YALÇIN