Fazıl Say ın Festival Notları – 29 Kasım 2010 Pazartesi

0

Fazıl Say: Piyanist

                                                                                       Fazıl Say'ın  Festival Notları


Buraya daha önce Istanbul Senfonisi''nin paylaşımını yapmıştım.

Bugün de Trompet Konçertosu'nu yolladım.
Bu eserlerin Audio konser kayıdını, zamanında bestelerken kafamda oluşan imajlara – enstantanelere- hikayelere yakın fotoğraf ve görüntüler eşliğinde, çok amatörce yaptığım Klip'ler olarak sunuyorum sizlere. Resimlere bakmanız bile gerekmez. Sonuçta kayıt ve bir eseri anlamak önemli olan. Bunların yanına, Schott Music baskısına ve bu eserlerin her çalınışında program notlarına da ekleyeceğimiz "giriş yazıları"mı da eklemekteyim.
Son günlerde, Trompet Konçertosu piyano redaksiyonu, Nirvana Yanıyor piyano redaksiyonu, ve Mart'da son hali basılacak olan Nazım Oratoryosu son halini yazdım. Kimi günler günde 15 saat nota yazım işiyle uğraştım. (Günde 20-30 sayfa eder) Ben eski usül "el yazması" yazan bir besteciyim. Çoğunuzun çok iyi tanıdığı, çok yetenekli ve değerli genç bestecimiz, NewYork'da yaşayan ve ABD 'de eserleri çok çalınmaya başlayan Mahir Cetiz , benim tüm eserlerimi, son 10 yıldır bilgisayarda, "Finale" Programıyla yazmakta ve bunu Schott Nota basımının belirlediği formata uyarlamakta. Gelecek sene Schott, 12 yeni eserimin notalarını yolluyor dükkanlara.

Ardından araya 4-5 günlük Antalya Festivali provaları ve konserleri girdi.Artık çok iyi bir yere geldi festivalimiz. Her şeyden önce büyük bir uluslarası festival olduk. Tüm konserlerin tüm biletleri bitti sayılır.
Güzel özelliği ise, halka yakın bir Festival.
Okullarda, parklarda, kenar semtlerde de konserlerimiz var… Üniversitedeki konserimize gösterilen yoğun ilgi hakikaten görülmeye değerdi.

Antalya'da bir yandan da, müzikten anlamadığına kesin kanaat getirdiğim Murat Bardakçı'nın deli saçması fikirleriyle mücadele etmek zorunda kaldık. Bizler küçük bir azınlığız. Türkiye'de klasik müzik, seveni , ilgileneni, ne biliyim, en fazla 30-40 bin kişidir. Mesela Andante dergisinin bir kaç binlik bir tirajı var diye biliyorum… (Bu yüzden İstanbul Senfonisi'nin 3 gün içinde 135.000 kere dinlenmesi beni çok şaşırttı ve mutlu etti.) Bardakçı ise, hemen hemen her gün TV'de, ayrıca da 400.000 tirajlı bir gazetede her gün yazmakta..
Yani; Orantısız bir tartışma atmosferi.
Ve bu tartışmalardan, birilerine çamur atmaktan zevk alan bir köşe yazarı…
Bizler, elimizden geldiğince cevabımızı verdik bu çirkin saldırıya karşı. Ama ne yaparsak yapalım, "we cant win".

Ben, medyada bu konulardaki duyarsız ve yanlış bilgilendirmeleri gerçekten "hemen cevaplamak" gerektiğine inanıyorum. Sonuçta bu yazılanları insanlar okuyor ve takip ediyor. Akılda kalan da bunlar oluyor. Yıllarca, biriken yanlış tanıtımlar, yıllar içinde oluşan yanlış imajlar, yıllar yıllar süren ve sürecek olan değerbilmezlik, emin olun daha iyi değil…Büyük haksızlık… En azından verdiğimiz cevapla beraber karışsın da hatırlansın diye düşünmekteyim. Değil mi?..

Tabii, benim dünyadaki tanınırlığımdaki tek zayıf noktam olan İngiltere hemen gündeme geldi. Susmam için herhalde. Bardakçı zeki adammış, kutlarım. Ama unuttuğu şey, benim dürüst bir insan olduğumdur. Daha doğrusu bu meslekte ancak dürüst olunursa varolunabilinir…

Klasik müzik de ilerlemek zordur. Her şehir fethedilmelidir. Her şehiri fethetmek içinse , o şehirlerde ,yıllar içinde, en az 10-15 konser verilmelidir. Solo , Orkestra ile, Oda müziği olarak… Klasik müzik dinleyicisi zordur. Bach çalarsınız, "Çok beğendim ama, Beethoven'ı dinlemeden karar vermem" der. Bir sene sonra Beethoven da çalarsınız,bu sefer, "Empresyonistleri nasıl çalıyor?" diye sorar.Emin olun, 10 yıllık hikayedir bir şehiri fethedebilmek. Ve çok da yorucudur.Arkadaşlar, ben İngiltere'de konser yapmak istemiyorum. Bu bir uyuşmazlıktır. Bunu seyirci de hissediyor… Ben de.Diğer tüm ülkelerdeki gibi ilerlemedi İngiltere, ve bu yaştan sonra da bir ülkeye sıfırdan başlamak bana gereksiz geliyor işin açıkçası.

Buraya , Cihat bir çok soru atmış. Serhan da soruları çoğaltarak tamamlamış.Bunların bir kısmı, duyarlı kurumlar tarafından pozitif bir gelişme olarak cevaplanabilir belki.Bir kısmı ise , cevaplanamayacak, artık şu dönemde realize edilemeyecek konulardır.
Bestecilerimize sahip çıkalım; Unutmayalım; Kimi zaman Ankara'da, İstanbul'da Konservatuvarlarımızda hocalık yaptılar , emek verdiler, Kimi zaman çok güzel besteler yaptılar, Türk folklarından, geleneksel müziklerinden yola çıkıp çağdaş bir anlatıma vardılar, Kimi zaman içlerinde özgün bir müzik hissettiler ve yarattılar, Kimi zaman dünyanın çeşitli yerlerinde çalındılar kimi zaman çok da başarılı oldular, Kimi zaman kendi ülkesinde hiç anlaşılmadılar, değerleri bilinemedi… Kimi zaman da , Türkiye'deki konser salonlarında çok sevildiler. Ama bununla sınırlı kaldı bu ilgi. Ben, bu bestecilerimize sahip çıkmaktan yanayım. Yok etmek kolaydır. Var etmek zordur… Sevmek sevmemek ayrı konudur. Sevmiyor olsaydım çalmazdım. "Sevmek", her zaman kültürdeki hizmetin eşdeğeri olan konu değildir. Halkın sevmesi için tanıması lazımdır. Dolayısıyle bir tanıtım fikri gerekmekte.

Dönüp dolaşıp hep aynı noktaya takılmaktayız sonuçta.

FAZIL SAY'ın  Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi'ndeki Konser Fotoğraflarından Seçkiler:

 

 

 

 

 

                                                                       Fotoğraflar: Tenise Yalçın – evetbenim.com
 

Sayfa Düzeni: Tenise Yalçın evetbenim
tenise@evetbenim.com
Kaynak: Alıntı/ Fazıl'ın Notu – http://www.facebook.com/photo.php?fbid=429148123048&set=a.436543213048.206775.593098048&ref=nf#!/notes/fazil-say/fazilin-notu/463168077233

 

Beğendiysen paylaş.

Yazar Hakkında

Sanatı, sanatçıyı, yaşamı paylaşmak…

Yorum yapın

Lütfen Güvenlik Kodunu Giriniz * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.