VİRTÜÖZLER İN GECESİNDE DOĞUM GÜNÜ PASTASI

Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol / 38. Festival Yazıları 01
Bir kentin festivalleri olması iyidir… Bir kentin uluslararası festivalleri olması daha iyidir. Bir kentin uluslararası festivallerinden birinin, aralıksız 38 yıldır devam ediyor olabilmesi, “olağanüstü”dür. Dahası, bu kentin adı İzmir ise şâyet; bu istikrarı tarif edecek ruh hali, “inanılmaz” mertebesine yükselir… “Uluslararası İzmir Festivali”, kıymetini bilenlerin alkışları arasında, 03 Haziran 2025 Salı akşamı, 38 yaşına bastı.
38 sayısını, “çeyrek yüzyılı devirmiş, 40’a da 2 kalmış” kabilinden, basit bir matematik ifadeye indirgeyebilirsiniz. Ama… Festival’in doğum günü pastasındaki ilk mum üflenirken (1987), dünya CD ile tanışmıştı ama, kaset ve plâklar hâlâ yaygın olarak kullanılıyordu. Spotify, YouTube gibi “Dijital Yayın Platformları”nın, bugün sunuduğu anında küresel erişim fırsatı, uzak bir hayaldi kuşkusuz… Pek çok disiplin gibi, sanat dünyası da henüz “Yapay Zekâ” ile tanışmamıştı ve beste yapabilmek, sadece bestecilerin ayrıcalıklı mahallesiydi. Bugün, vokal taklidinden profesyonel prodüksiyon desteğine kadar uzanabilen ince detaylar, insan elinin ayrıcalığından uçup gitmiş gibi görünüyor. Sanatçıların sanatseverlere ulaşımı radyo, televizyon ve konserler ile sınırlıydı. Instagram, TikTok gibi “Sosyal Medya” aparatları ile dinleyici-izleyiciye dokunmak, iletişim tanımı içinde yoktu bile…
İşte, geçip giden yıllara, bir de bu farkındalıkla bakarsanız, bir sanat etkinliğini “salonda izlemek kültürü”nün, insanlığın giderek uzaklaştığı ve belki de unutulmaya ramak kalmış nostaljik bir inceliğe evrilmeye başlayıp başlamadığını, hayret hattâ dehşet ile sorgulamak yazgısıyla yüzleşebilirsiniz. Son cümleyi okuyup bitirdiğinizde, saçma veya abartılı da bulmuş olabilirsiniz. 38 yıl önce, yukarıdaki paragraf da bir hayaldi… İşte “klâsik”ler, zaman ötesi olabilme halleriyle kıymetlidirler. 38. yıla, lütfen bir de bu gözlükle bakınız.
Avrupa Festivaller Birliği (EFA) üyesi olan, İzmir’in gözbebeği haline gelmiş bu seçkin organizasyon; 38 yıldır, EFA’nın AB destekli EFFE (Avrupa için festivaller, festivaller için Avrupa) Projesinin Türkiye Festivaller merkezi kimliğiyle, “İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı” –İKSEV’in evsahipliğinde düzenleniyor.
Festival’in açılış konseri, “Barok’tan Romantizm’e…” seçkisiyle, iki virtüözü AASSM sahnesinde ağırladı. Uluslararası başarıları ve ödülleriyle tanınan Tuncay Yılmaz (Keman) ve Emre Elivar (Piyano), J.S.Bach, R.Strauss ve F. Kreisler eserlerinden örülü repertuvarlarını seslendirdiler. Barok’un aristokrat matematiği, romantizmin bulutsu heyecanıyla harmanlanmıştı.
Yılmaz’ın “1731-Venedig, Petrus Paulus Devitor -Red Diamond- kemanı”yla , Elivar’ın parmaklarında konuşan (ve kemanın yanında haliyle yeni yetme diyebileceğimiz) Steinway’in buluşması, estetik fikrinin doruklarına taşıdı bizi. Uzun zamandır, bu kadar telâşsız bir yoruma denk gelmemiştim. Suyun, önüne çıkan hiçbir engelle inatlaşmaması gibi dingin, ama damlaların delici kararlılığı kadar delişmen… Sanatçılarımızın BİS olarak sunduğu Gardel Tango (Por Una Cabeza) ise, dinleyicilere evlerine kadar eşlik etti zannederim.
Teşekkürler İKSEV.
Yazıyı, Çetin Altan Ustamızın, yaşam kalitesinin ıskalanan sebep-sonuç döngüsü için aruzla düşürdüğü dizeleri ile bitirelim: “Kişinin dişleri sağlıklı olursa inanın / dokunur topluma her gün daha üstün yararı… Bir kentin sokaklarında çöpler birikmişse eğer, meselenin parayla-pulla bir ilgisi yoktur aslında. Bütün pislik, kentli “Festival”inin kıymetini bilemediği için ortada kalmıştır; bence…

Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol / 38. Festival Yazıları 01

“VİRTÜÖZLER”İN GECESİNDE DOĞUM GÜNÜ PASTASI
Bir kentin festivalleri olması iyidir… Bir kentin uluslararası festivalleri olması daha iyidir. Bir kentin uluslararası festivallerinden birinin, aralıksız 38 yıldır devam ediyor olabilmesi, “olağanüstü”dür. Dahası, bu kentin adı İzmir ise şâyet; bu istikrarı tarif edecek ruh hali, “inanılmaz” mertebesine yükselir… “Uluslararası İzmir Festivali”, kıymetini bilenlerin alkışları arasında, 03 Haziran 2025 Salı akşamı, 38 yaşına bastı.
38 sayısını, “çeyrek yüzyılı devirmiş, 40’a da 2 kalmış” kabilinden, basit bir matematik ifadeye indirgeyebilirsiniz. Ama… Festival’in doğum günü pastasındaki ilk mum üflenirken (1987), dünya CD ile tanışmıştı ama, kaset ve plâklar hâlâ yaygın olarak kullanılıyordu. Spotify, YouTube gibi “Dijital Yayın Platformları”nın, bugün sunuduğu anında küresel erişim fırsatı, uzak bir hayaldi kuşkusuz… Pek çok disiplin gibi, sanat dünyası da henüz “Yapay Zekâ” ile tanışmamıştı ve beste yapabilmek, sadece bestecilerin ayrıcalıklı mahallesiydi. Bugün, vokal taklidinden profesyonel prodüksiyon desteğine kadar uzanabilen ince detaylar, insan elinin ayrıcalığından uçup gitmiş gibi görünüyor. Sanatçıların sanatseverlere ulaşımı radyo, televizyon ve konserler ile sınırlıydı. Instagram, TikTok gibi “Sosyal Medya” aparatları ile dinleyici-izleyiciye dokunmak, iletişim tanımı içinde yoktu bile…

İşte, geçip giden yıllara, bir de bu farkındalıkla bakarsanız, bir sanat etkinliğini “salonda izlemek kültürü”nün, insanlığın giderek uzaklaştığı ve belki de unutulmaya ramak kalmış nostaljik bir inceliğe evrilmeye başlayıp başlamadığını, hayret hattâ dehşet ile sorgulamak yazgısıyla yüzleşebilirsiniz. Son cümleyi okuyup bitirdiğinizde, saçma veya abartılı da bulmuş olabilirsiniz. 38 yıl önce, yukarıdaki paragraf da bir hayaldi… İşte “klâsik”ler, zaman ötesi olabilme halleriyle kıymetlidirler. 38. yıla, lütfen bir de bu gözlükle bakınız.

Avrupa Festivaller Birliği (EFA) üyesi olan, İzmir’in gözbebeği haline gelmiş bu seçkin organizasyon; 38 yıldır, EFA’nın AB destekli EFFE (Avrupa için festivaller, festivaller için Avrupa) Projesinin Türkiye Festivaller merkezi kimliğiyle, “İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı” –İKSEV’in evsahipliğinde düzenleniyor.

Festival’in açılış konseri, “Barok’tan Romantizm’e…” seçkisiyle, iki virtüözü AASSM sahnesinde ağırladı. Uluslararası başarıları ve ödülleriyle tanınan Tuncay Yılmaz (Keman) ve Emre Elivar (Piyano), J.S.Bach, R.Strauss ve F. Kreisler eserlerinden örülü repertuvarlarını seslendirdiler. Barok’un aristokrat matematiği, romantizmin bulutsu heyecanıyla harmanlanmıştı.
Yılmaz’ın “1731-Venedig, Petrus Paulus Devitor -Red Diamond- kemanı”yla , Elivar’ın parmaklarında konuşan (ve kemanın yanında haliyle yeni yetme diyebileceğimiz) Steinway’in buluşması, estetik fikrinin doruklarına taşıdı bizi. Uzun zamandır, bu kadar telâşsız bir yoruma denk gelmemiştim. Suyun, önüne çıkan hiçbir engelle inatlaşmaması gibi dingin, ama damlaların delici kararlılığı kadar delişmen… Sanatçılarımızın BİS olarak sunduğu Gardel Tango (Por Una Cabeza) ise, dinleyicilere evlerine kadar eşlik etti zannederim. Teşekkürler İKSEV.
Yazıyı, Çetin Altan Ustamızın, yaşam kalitesinin ıskalanan sebep-sonuç döngüsü için aruzla düşürdüğü dizeleri ile bitirelim: “Kişinin dişleri sağlıklı olursa inanın / dokunur topluma her gün daha üstün yararı…” Bir kentin sokaklarında çöpler birikmişse eğer, meselenin parayla-pulla bir ilgisi yoktur aslında. Bütün pislik, kentli “Festival”inin kıymetini bilemediği için ortada kalmıştır; bence…

Nihat Demirkol, 1961 Ankara doğumlu, 1982 Mülkiye mezunu. 1969’da piyano çalmaya başladı ve eğitimini özel dersler ile sürdürdü. Meşk geleneğine bağlı kaldı; Erkan Yüksel’in öğrencisi ve Piyanist Feyzi Aslangil’in piyanoya tatbik ettiği, “sert, keskin ve parlak” alaturka tavrını yaşatmaya çalışıyor. Geleneksel Türk musikîsinde, doğaçlamalar ve tematik performanslarıyla tanınıyor. Yurt içinde ve dışında, farklı yorumcularla ortak projeler ve allaturca atölyeleri yürütüyor. Sözlü ve enstrümantal olmak üzere, 20’yi aşkın bestesi var. Değerli sanatçımıza @cehdizadenihatbey sayfasından ulaşabilirsiniz
Nihat Demirkol görsel: 6 Mayıs 2016 tarihli evetbenim haberlerinden

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir